Dünya Kupası veya Avrupa kupası gibi büyük futbol olayları, futbol sporunun altkültürel bir katılım (Linder/Breuer 1979) olmaktan çıkarıp kitlesel medya eğlencesi heline dönüştüğünü en açık şekilde belgeliyor. Bu popüler spor türünün kitlesel medya tarafından işlenişinde, ikili bir indirgeme süreci meydana geliyor: Bir zamanlar ”toplumsal bir hadise” (Stollenwerk 1980) olan olay, kamusal boyutundan koparılarak gollere, isimlere ve sonuçlara indirgeniyor. Ayrıca televizyondan naklinde – özellikle özet yayınlarda- takım oyunundaki karşılıklı etkileşim aktarılmadığından, oyun karmaşıklığını yitiriyor (Paris 1983). Milyonlarca televziyon seyircisi canlı yayına rağmen, ”gerçeklik ikamesi” olarak ”orada olma” duygusunu (Berg 1980) veren otantik bir haber aktarımını yaşamıyor: futbolun medyatik -teknolojik gelişmeleri izleyen- sahnelenişine tanık oluyorlar. Böylelikle örneğin belirli aktörlere veya sahada olan bitenin canalıcı noktasına yönelen ‘zoom’lar, ana kamerayla kale arkası kamera arasında hızlı gidiş geliş, tekrarlar, ağır çekimler veya bir maçın en ilginç sahnelerinin kurgulanması, başka bir gerçeklik biçimi ortaya çıkarıyorlar. Futbol oyununun medyatik (yeniden) üretimiyle, kendine özgü bir televizyon gerçekliği meydana geliyor -yeni bir ürün yaratılıyor: televizyon futbolu.
Televizyon futbolu, seyircinin dikkatini her türlü teferruattan arındırılmış futbol maçına odaklaştırılıyor, yönlendiriliyor, Hedefi ise televizyonun ayrılmaz ilkeleri olan eğlence, gerilim ve dramatikliğin mükemmel bir uyarlaması.
Böylelikle medyatik işlem futbol sporunun algılanışını değiştiriyor. ”Kitlesel medyayla aktarılan bu algılama biçimi bir kez toplumsallaştığında, futbol oyunun ”yerinde”, stadda algılaqnması kaçınılmaz olarak eksikli hale geliyor.” (Reiter 1988)
Bu durumun sahadaki futbol yansıyan geriye dönük etkileri olması da kaçınılmaz: Bir yığın rekabete ve ekonomik bağımlılığa esir olan futbol, gözle görülür biçimde televizyonun önceliklerine tabi oluyor ve adım adım bu medya yapımı ürüne yaklaşıyor.
Televizyon ve Futbol
Televizyonla futbol işlevsel bir faaliyet ilişkisi bağlantılandırılıyor, Daha 50′li yıllarda, bu medya henüz emekleme çağındayken, televizyon futbolu programına almıştı. Ve futbol televizyonun eşiği aşmasına, değişik gelişme evrelerinde, çok yardım etti.
Örneğin 1954 yılında, ilk kez bir futbol dünya şampiyonası İsviçre’Den canlı olarak naklediğinde. On iki ay içinde Federal Almanya’daki televizyon aygıtı sayısı yaklaşık 11.000′Den 85′000′in üstüne çıktı (Mikos 1982). Federal Alman takımının onu dünya şampiyonluğuna taşıyan galibiyet dizisi televziyon aygıtı satışındaki artışa tartışmasız katkıda bvulunmuştu; öyle ki Federal Almanya tarihinde ilk kez o zaman bir kitle iletişim aracı olarak televizyondan sözetmek mümkün hale geldi. 1970′de Meksika’daki dünya kupasının yayınlanması, televizyonun teknolojik yeniliklerinin yaygınlaşmasında futbolun ne kadar öenmli bir yeri olduğunu kanıtladı. Bu büyük olayın yayını, Federal Almanya’da renkli televizyonun kesin olarak perdeyi yırtmasını getirdi. 80′li yıllarda da kablolu iletişim temelli özel televizyon kuruluşları, özellikle futbol yayınları sayesinde medya pazarında yer tutabildiler.
Futbol yayınları -kültürümüzde kendini algılamanın en eönemli biçimi haline gelen (Postman 1985) – televizyona ”program kılavuzu” olarak hizmet ediyor (Hackforth 1975). Şimdiye değin kurumlaşmış olan birçok yayın biçimi televizyona futbol haberciliği kanalıyla girdi: Orjinal nakiller,ARD (Alman TV’sinin 1. kanalı) Spor Stüdyosu’na benzer magazin yayınları, spor stüdyosu modeline dayalı yarışmalar ve talk-show’lar türünden eğlence programları. Televizyonla futbol arasındaki uyum ilkin 50′li yılların sonlarında, televizyon ayda beş ila yedi maçı canlı olarak yayınlar hale gelince bozuldu. En üst küme maçlarında yaşanan belirgin seyirci kaybı, televizyonla futbol arasındaki temel çelişkiyi açığa çıkardı: Seyircinin teveccühüne mazhar olmak için rekabet.
Futbolun profesyonelleşme ve ticarileşme derecesinin düşüklüğü, parasıyla bilet alarak stada gelen seyircilere olan mali bağımlılık ve böylelikle televizyon karşısındaki bağımsızlık, bu rekabetin futbol sporu lehine sonuçlanmasını mümkün kılıyordu: Naklen yayın sürelerinin azaltılması, rakibi geriletti. Futbol yöneticileri televizyona müdahale ettiler ve futbolda federal (1.) lig’in kurulmasından (1963) itibaren lig maçlarından naklen yayın yapılmadı. Televizyon ”doruk anları montajlayarak” (Berg 1980), en önemli maçların ilginç sahnelerini kurgulayıp beş ila on dakikalığına sonradan gösterebiliyordu.
Geriye bakıldığında, pazarlıklarla elde edilen bu başarının belki de futbol sporu için bir pirüs zaferiolduğu anlaşılıyor: ”doruk anların montajı” nın teknolojik olarak gittikçe geliştirilmesi, televizyona bütün teknik imkanları ve numaraları devreye sokarak sportif mücadeleyi dinamikleştirme ve sahneleme (Hopf 1979) fırsatı verdi – görünen o ki, futbolun gerçek kalitesini sömürerek, içini boşaltarak. ”oyunun dümdüz filme çekilmesi” (Riha 1980) televizyonun talepleri için yeterli olamaz, bununla pek bir ”gerçeklik ikamesi” de sağlanamazdı.
Televizyonun teknolojik yenilikleri, yapay bir samimiyeti ve yakınlığı tahrik etmeyi, ayrıca sportif hareketi dinamikleştirmeyi hedefliyor. Televziyon seyircileri oyunu gittikçe daha yoğun ve ayrıntılara odaklaşmış olarak algılıyorlar. Burada sözkonusu olan, televizyonun, izleyicileri oyun akışına bağlama ve olan bitenin oturma odasının dar mekanına aktarmanı kolaylaştırma çabasıdır. Sanatın bütün imkanlarının icaplarına göre kızıştırılarak yoğunlaştırılan medyatik işlemle, insan oyunun akışının hakiki çevresel ortamına ilişkin görünüşünü kaybeder; bu oyun, ekranda yoğunlaşandan çok daha normal ve sıradan görünür…
…
Andreas Klose; Futbol ve Kültürü,İletişim yayınları,2004








