
Müfit Erkasap
Hagi’nin Dortmund deplasmanındaki hikmeti-i ifşasıyla kendinden geçen Terim’in hiddetli sevinçine maruz kaldığı an. Hafızalardaki en berrak Müfit hoca fotografı bu. Hocayı en iyi açıklayan en azından kulubedeki Müfit hocayı en iyi açıklayan fotograf bu. Sessiz adam, Hayır dilsiz adam, Gölgedeki adam, gölgesiz adam, edilgen! Hoca çoklukla şu iki halde yansır kameralara; ya Terim’in hemen yanıbaşında sinik, tedirgin bir ifadeyle maçı seyretmektedir yahut yine birşeye (ama neye?) acayip öfkelenmiş Terim’in serzenişini, sitemini, azarını yine sinik yine tedirgin bir yüz ifadesiyle dinlemektedir zaten hep sadece dinlemektedir. Sevinirken dahi Terim’in bir iki adım gerisinde bir gözüyle Terim’i kollayarak daha kötüsü Terim’e taabi olarak ölçülü ve edebiyle sevinmektedir. Bir çoşku anında Terim’in önüne fırlamasını, onun sevincini gölgeleyecek bir sevinc içinde olmasını yani Sivasspor-Trabzonspor maçındaki Tercüman-Broos fotografını bu ikili için düşünmek bile imkansızdır. Hülasa Abi, Reis, Başkanım, Sayın amirim / Sayın müdürüm, Saygıdeğer büyüğüm, Buyrun paşam tavırlarının futbol sahasındaki kusursuz aksi, tam tekabülünün vucud bulmuş hali: Müfit Erkasap
John Neeskens
Amsterdam-Barselona hattı Madame Tussauds müzesinin en nadide en göz alıcı üyelerinden, Che’nin* Cosmos’tan takım arkadaşı şimdilerde Galatasaray yedek kulubesinin eş başkanı. Terim’in nerdeyse Teokratik (Terim’e çokca yakıştırılan ”karizmatik lider” tanımıyla ifade edilmek istenen galiba bu.) Temeli ve meşruiyeti tartışılamaz, sorgulanamaz, ”kutlu” ve sınırsız ve sorumsuz iktidarını her fırsatta ama gerçekten yerli yersiz her fırsatta hatırlatmak zorunda hissetigi monokratik yönetim anlayışının tam tersi biçimde İktidarını bir takım açık ve zımni sözleşmelere dayandıran, bu sözleşmelerden dogan iktidarını bir zor aracı olarak kullanmaktan kaçınan, sözleşmelerin taraflarıyla yetkilerini paylaşmaktan goçunmayan Rijkaard yönetim anlayaşına bağlı olarak temayüz eden Neeskens portresi; Katı bir hiyeraşiye lüzum duymadan da herkese ifade ve karar hakkı tanıyan, hakkaten demokratik (bundan murad müteşebbis hürriyetinden başka bir anlam ifade etmeyen boktan temsili burjuva demokrasisini kutsamak değildir.) kollektivist yöntemlerle de sıhhatli, başarılı (ama gerçekten çok başarılı) bir idarenin mümkün olabileceğine dair ”ezber bozucu” demeyeceğim! (zira bu zanaati Baskın Oran’a bırakıyorum. ) zihin açıcı misaller veriyor.








