
Aradım bizim Oda’nın Başkanı’nı. ”Başkanım” dedim, iyi kötü her kesimin NATO konusunda bir tahlili var. Jokeyler, overlokçular, son ütücüler, kanaviçe ustaları, ibrişimciler, ibrikçiler bile bu konuda tavırlarını belirlediler, bizden hala çıt çıkmıyor”.
”Sen hazırla bir bildiri de, basına verelim” dedi.
Yıllar önce Ankara’da güneşli bir nisan günü. Can erik çıkmış ki, Dikmen’de ısırsan, kütürtüsü Çinçin’den duyuluyor. Erik bahçesine dalmışız gibi, bir yandan erik dişliyor, öbür yandan derneğin Rüzgarlı Sokaktaki binasında yarınki Nato’ya Hayır Mitingi’nin pankartlarına son halini veriyoruz.
İçtiği sigaradan degil, boyundan lakabını alan Uzun Maltepe, o yıllarda başka rengimiz olmadığı için yüzü sarı, gözü kırmızı boya içinde yalvarıyor: ”Ağbi bunun kralı ‘Nato Kafa Nato Mermer’ olur, bırak ellerimle parlatayım”. Ben, miting alanına girerken dağıtacağımız bildiriye son şeklini veriyorum. Öğleden sonra 19 Mayıs’ın dış sahasında idmanımız var. İş bitse de kopsam şurdan diye, iç geçiriyorum. O yılların -hoş hala da öyle ya- namlı takımı Çalışkanlar’la bir beraberlik, bizi kümede bırakacak. Maç mitingten sonra saat 15.30′da. Maçtan sonra da Saliha’yla Beşevler’de Eczacılığın köşesindeki pastanede buluşacağız. Öyle bilenmişim ki, bu sefer ona ‘’seni seviyorum Saliha, anlıyor musun seni seviyorum” diyecegim. ”Anlamadım, nasıl yani?” dese, vereceğim bir cevap yok. Nasıl sevdiğimi ben nasıl bileyim? ”Erkan elini çabuk tut” diyor bana Çilli, ”daha mumlu kağıda yazacağız”. Benim imlam yamulmuş, bildirideki imla hatalarına göz at diyorlar bana.
Uzun Maltepe yalvarmaktan ağlamaya geçmiş durumda. ”İzin ver ağbi, şurdan on metre ayırıp geleyim”. On metre ayırıp geleceği yer Çıkrıkçılar Yokuşu. Bütün pankart bezleri Çıkrıkçılar esnafından alınıyor. Kimisine deftere yazdırılıyor; ”devrimden sonra öderiz” ! Kimisi de derneğe bağışlıyor. Gönül zoruyla tabii.
”Uzun Maltepe” diyorum, Kafamı bilidiri taslağından kaldırıp, ”ne anlama geldiğini biliyor musun” ? ”Alem yanlış biliyor Erkan Ağbi” diyor. ”Taş kafalılık, küt kafalılık anlıyor millet bunu. Sen ne söylersen söyle ben bildiğim yaparım. İşte kafa işte mermer”.
”Helal olsun lan Uzun” diyorum, ”fırla şimdi”
Uzun Maltepe işaretim üzerine nişadarlı kedi gibi kaçırıyor; üç beş kişi hemen ”Nato Kafa Nato Mermer”in harflerini çıkartmaya başlıyor.
Akşama doğru idmandan döndüğümde, pankartı seçip salona seriyoruz. ”Cıncık gibi olmuş Uzun, eline sağlık” diyorum.
Haa,sonra mı ne oldu?
Rüzgarlı’dan bizim grup İstasyon’a doğru 19 Mayıs Stadyumu’nu sığına alarak yürüyeşe geçti. Garın önünde Hacettepelilerle buluştuk. Daha büyük bir şef, Uzun Maltepe’nin pankartını siyasi içerikten yoksun buldu. Pankart indirildi, imha edildi.
Öğleden sonra Çalışkanlar’la berabere kaldık. Saliha’ya yine onu sevdiğimi söylemedim. Ona mitingin ne muhteşem geçtiğini, Nato’nun ne canavar bir örgüt olduğunu anlattım. Beni çok güzel dinledi. ”Bir limonata daha iç” dedim. ”Bir dahaki sefere” dedi.
İki ay sonra Uzun Maltepe’yi kolej’in üst tarafında Ahmetler’de vurdular. Cenazesinde yaşlıca bir kadın, hiç anlamadığım bir dille ağıtlar yakıyordu. Uzun Maltepe’nin anneannesiydi. 1924 mübadelesiyle Serez’den Niğde’ye geldiklerinde 7 yaşında bir çocukmuş. Otobüse bindirilirken bile iki elini yumruk yayıp dizlerini döverken ”Na to Kafa Na to Mermer” diyordu.
Ben Nato’ya karşı bir bildiri hazırlayıp Başkan’a gönderdim. Başlığını ”Nato Kafa Nato Mermer” koydum. Başkan arayıp, ”Eline sağlık Erkan’ım çok güzel olmuş” dedi. ”Ama başlığı pek içimi sarmadı”.
”Ben bildiğimi yaptım Başkanım” dedim, ‘’sen de kendi bildiğini yap”.
Birgün Pazar Eki, 24 Haziran 2004
Erkan Goloğlu; Söyleyince Yine Ben Kötü Oluyorum, İletişim Yayınları,2006








