
Çok bir vakit önce ilkin ”Devrimciler”başlığıyla daha uzun, gayet ciddi, pek akademik bir makale olarak düşünüldü bu yazı.(hakkı da budur.) Lakin akademiyle aramdaki beş yıllık nahoş hukuktan ve dahi bir takım mucbir sebebten (üzerinize afiyet bu ”mucbir sebeb” lafını Hukuk Fakültesinde ögrendim çok fiyakalı laftır.Ahmed Arif bile kullnamıştır vesselam.) ötürü savlarımı destekleyecek kaynakları yok ettim. – Bu satırlardan sonra muharririn ( hiç de haz etmem bu yazar-okur, şair-okur ayrımlarından. Bilhassa altı çizilen bu ayrımlar. Birilerine haddini bildirme düşkünü, başka biçim bir ayrımcılığın yoğun tesirinde düşünüşlerin kendi rahat ve imtiyazları için yaşam hududun belirlerken harice iteleme eylemiyle işbirliklerinin kanıtı. Diyelim ki tarife başka imkan yok, kurtulamıyoruz da bu sınıflandırma meftuniyetinden o vakit hiç değilse benden ırak olsunlar.) Bilim düşmalığına inceden bir ara pası attıgı zannedilmesin. Tövbe estağfurullah! Ancak egemen sınıfların güdümündeki bilimin kullanılış biçimlerine bir şerh düşmeyi bilecek kadar idrak sahibiyim hamdolsun!( burada muharrir kime, neden celallendiğini kendi de bilmemektedir. ) – Filhakika ( bu da çok fiyakalı laf bunun kadar fiyakalı bir de ”hulasa” var onu da ilk fırsatta kullanmak için can atıyorum. ) anlatılması gerekenin dinlemişliğinden geçikmiş bir yazı bu.
Neyse ben bunlardan bahsetmek değil ben Bülent Uygun herzevekilinden ondan da ziyade mevzubahis Şahsın kullandığı dil/söylem/diskur üzerinden -ne de olsa herşey evvela bir dil sorunudur. – (buna da paradigma diyorlar. Bu paradigma lafını da sosyoloji dersinde öğrenmiştim. ) dil sorunu/ efendi köle diyalektiği gibi çok çetrefil hususlarda acayip kallavi laflar etmek istiyorum.
-sahi ben bunu neden istiyorum? Neden istememeliyim? Bu tereddütlerin galiba Ronald Reagan’la bir ilgisi var.
Hayır az sonra tarif etmeğe çalışacağım kültürel vaziyetin Reagan’la başlamış olduğunu öne sürecek degilim ama zaten Ortaçağın bitip Yeniçağın başlaması da Osmanlı’nın İstabul’u ele geçirmesiyle (1453) olmamıştı. Öte yandan söyleceklerimin aşırı,gayr ıciddi, akademi dışı (zaten böyle bir kaygımda yok. kimilerinn akademik etik dediği soytarılığa kimilerinin bilimci tavrı dediği kaypaklığa da sırnaşacak değilim. – muharrir burda neden efelendiğini kendi de bilmemektedir.- ) bulunabileceğinin olabileceğinin pekala farkındayım ne var ki ısrarla denenemesi gereken şeylerin; halihazırdaki egemen kültürün daha en başından uygunsuz olarak ( ne de olsa bunlar ”mülayim” (özgür, apolitik, ciddi) sayılabilecek türden şeyler değil.) yaftalatacagı: ”bu” türden genellemeler, ”bu” türden politik betimlemeler, ”bu” türden toplamalar olduğunu düşünmek istiyorum. (ya da istendiriliyorumdur. )
” Örneğin, uzmanlık ve profesyonalizm kültü bakış açımızı o kadar daralttı ki bilgi alanları arasında pozitif ( örtük ya da edilgen degil. ) bir karışmazlık öğretisi yerleşiklik kazandı. Bu öğretiye göre genel halk kitlesini bilgisiz bırakmak ve insan varoluşunun en can alıcı yönetim sorunlarını ”bilirkişi”lere, yalnızca kendi uzmanlık alanlarından bahseden uzmanlara ve ”işin içindeki”lere, yani işlerin gerçekte nasıl yürüdüğünü bilme daha da önemlisi, iktidara yakın olma gibi özel ayrıcalıklarla donatılmış olan (genelikle erkek) kişilere bırakmak en iyisidir.” (1)
Hakim kültürün kuvvetli tazyikiyi fikir ve Akademi dünyası ile gündelik siyasetin, örğütlü iktidar ve devlet erki ile askeri güç ve iktisadi taksimat ve daha bir çok alan arasında fiili bağlantıları dahi görünmez kıldığına inanıyorum. Oysa tüm bu alanlar arasında kesilmez bir trafik ve dahi içeriklik sözkonusu hulasa ( şimdi yeniden farkediyorum gerçekten fiyakalı laf zamanın içinde salınıyor sanki.) bir ülkede kimin Vali olabiliğiyle o ülkede oynanan futbol arasında kaba dogrudan müdahelelerden öte derin kültürel bağlar mevcud olsa gerek sadece idari bir etkileşimde değil bu oyunun algılanış, oynama biçimlerine de tesir eden bağlar bunlar. Yani Bülent Uygun hiç farkında olmadan belki istemeyerek bir perrhesiastes cinayetine karışmış olabilir böyle bir durumda kendini temize çıkarmaya çalışması eni konu anlamsız,gülünç,saçma olacaktır neyle suçlandığını bilmezken hele düpedüz yersiz kaçacak bu savunma…
Foucault diye birinin kitabında görmüştüm ( insan sıkınlınca böyle şeyler yapıyor. ) bu ”parrhesia” lafını; Güçsüz durumunda olanın risk alarak konuşması fiiliymiş ”parrhesia”. bir filozof tiranı eleştirdiğinde, bir vatandaş çoğunluğu eleştirdiğinde, bir öğrenci bir öğretmeni eleştirdiğinde ”parrhesia” kullanabilirmiş. Foucault denen o kişi ” parrheisa” da konuşmacının (ona da ”parhesiastes” diyorlarmış.) özğürlüğünü kullandığını ve kandırma yerine dürüstlüğü, sahtelik ya da sessizlik yerine hakikati, hayat ve emniyet yerine ölümü, yaltaklanma yerine eleştiriyi, kendi çıkarı koruma ve ahlaki kayıtsızlık yerine ahlaki ödevi tercih ettiğini söylüyordu. ”Parrheisa” da konuşan kendi söylediğine inanır, belagata (retorik diyenler de var buna. sevmem. ) başvurmaz ve dolaysız konuşmuş çün kü Belagatın sağladığı teknik araçların belagat erbabının söylediği şey hakkındaki fikirlerinden bağımsız bir şekilde dinleyicilerin üzerinde hakimiyet kurabilirmiş ve ” parrhesiastes” in bunu istemezmiş.
Ben böyle birini biliyordum ve bir gün kendini ancak bir düşman ile açıklayabilen, varlıklarını ancak ölmek yahut öldürmekle anlamlandıra bilen, bağlarını ancak akan kan ile sağlayabilen birilerince Bülent Uygun’un arkasından ilkokul müsamereleri için bile gülünç kaçacak şiirler düzdügü birinin ‘’sürülmüş tarlalar” diye bahsettiği neferlerince sırtından vuruldu.
Ve ben bu işte ne kadar masumsam Bülent Uygun o kadar masum, ben ne kadar suçluysam o da o kadar ama bir farkla o güneş katlanıp dürülene dek, yıldızlar dökülene dek, dağlar yürütülene dek, gebe develer salına dek, vahşi hayvanlar toplanıp bir araya getireline dek, denizler kaynatılana dek, nefsler birleştirilene dek, diri diri toprağa gömülen kız çocuguna ”hangi günah sebebiyle öldürüldün” diye sorulana dek, bir kelebeğin ömrü kadar futbol oynamasına rağmen Rıdvan Dilmen’in neden hala bu kadar çok sevildiğini anlayamayacak. belki hiç bir zaman anlayamacak
Bu nasıl iş. Bu ne biçim yazı. iyi nişan alırdı Asker Bülent. Bira içmez ağlardı babası güreşçi. sizden iyi olmasın hamasette birinci. Çok canım sıkılıyor. Kuş vuralım istersen.
* Foucault’un dediğine göre bir de kötüsü varmış bu Parrhesiates’ın o da ağzına geleni söyleyeniymiş.
1- Ronald Steel-Walter Lippmann and the American Century









Sampi
Ağu 8th, 2009Blog sahane olmus, cok begendim. Mayis 2009′a kadar gittim okuya okuya. Icerik cok boyutlu, dili ozgun. Tebrikler.