
” Futbol sporu varoluşunu emekçi halka borçludur. Futbolun, mülksüz ve hakları elinden alınmış insanlar arasında doğmasının temel bir nedeni var: Ucuz, neredeyse bedava oluşu. Bu oyunu yoksullar buldular ve ona karakterini verdiler… Söz söyleme ve özgürce konuşma hakkı elinden alınmış olan sıradan halk, o parasız eğlencede bir ifade biçimi, bir yaşam içeriği bulmuştu… Oyun sevinci içinde, yaratıcı yeteneklerini geliştirmede kendilerini özgür hissettiler. Orada kendi yeteneklerinin farkına vardılar, zekalarını kanıtlama olanağına kavuştular ve böylece bir kimlik edindiler. Futbol sayesinde ”birisi” oldular…”
“Sağın futbolu, bu toplumda geçerli olan dünya anlayışlarını yeniden üretmekte ve desteklemektedir. Bu tür futbolda yalnızca para konuşur ve para tüm yolları meşru kılar. Salt ultra savunmacı bir taktik, kar hırsı ve spekülasyon yanında… akla gelebilecek her çeşit kokuşmuş numaralara baş vurulması…”
“Oysa solun futbolu, bir yaşam belirtisi olarak, zekanın en ön sırayı aldıgı ve galibiyetin ancak o galibiyetin elde ediliş biçimi oranında değerli oldugu bir yetenek işidir. İnsanların duygularına saygılıdır… Solun futbolu sürekli kalite için uğraşır… Yani solun futbolunda biz kazanmak için oynamıyoruz, daha iyi olmak, sevinç duymak, bir şenlik yaşamak, insan olarak gelişmek için oynuyoruz.”
“Olaya böyle bakıldığında futbol, sanatın diğer anlatım biçimleriyle, iyi bir filmle, iyi bir şarkıyla, iyi bir şiirle, iyi bir resimle aynı işleve sahiptir. Diger bir deyişle bizi daha iyi, daha adaletli ve insancıl bir dünyaya hazırlayabilecektir.”
Bu sözlerin sahibi, Faşist Cunta idaresindeki Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya Kupası’nı kazanan Arjantin takımının teknik direktörü, ‘’sağın ve solun futbol teorisinin” kurucusu Cesar Luis Menotti. Menotti toprak zengini bir ailenin – oldukça zengin bir bankacının kızıyla evlenmiş, entelektüel, gazeteci, yazar, şeçkin bir playboy, piyanist ve avcı – oğlu. Menotti’nin sağı ve solu nasıl anladığı ve nasıl tarif ettiği hususunda malumat olmadan bir şeyler söylemek doğru olmaz, ancak El Flaco (onun lakabı: “kurak toprak”) ve teorisi üzerinden tartışılanları kısacık aktarmak isterim.
Pek çok kişi Menotti’yi, Cuntacılar’ın takımının önünü açarak finale taşıdığı, şikeli Peru karşılaşmasını hiç sorgulamadığı, Cunta’ya bir dünya kupası ve güçlü bir propaganda aracı sağladığı; kimileri de, kendisinin ifade ettiğinin aksine, Cunta’ya hiç de mesafeli durmadığı ve dahi diktatörlüğün pazarlama sisteminin bir parçası olduğu yönünde eleştiriyor.
Öte yandan Hollanda takımını 3-1 yendikleri final karşılaşması öncesi oyuncularına “Biz ordunun şeref tribünü için değil, insanlar için futbol oynuyoruz. Askeri diktatörlüğü değil, özgürlüğü savunuyoruz.”, maç akabinde medyaya ” Benim yetenekli futbolcularım, diktatörlüğün taktiktiğini ve sistemin terörünü alt ettiler.” diyenin Monetti olduğu bilinir.
Etraflıca bir yazı için: “Solcu futbol mu? Sağcı futbol mu?” : Jan Dunkhorst, “FUTBOLİSTAS” , Futbol ve Latin Amerika, Otonom yayıncılık.








